top of page

Yatırım Fonlarında Para Kaybı: 7596 Sayılı Kanun Kapsamında Yatırımcıların Hakları ve Hukuki Başvuru Yolları

27 Eki
7 dakikada okunur

27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, son dönemde yatırım fonlarında yaşanan kayıplar ve yatırımcıların paralarını geri alıp alamayacağı konusundaki tartışmalar bakımından önemli bir düzenleme getirmiştir. Kanunla birlikte, belirli yatırım fonlarının tasfiye sürecinin yürütülmesi, fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerlerin geri kazanılması ve sorumluların tespit edilerek zararın tahsil edilmesi için özel bir hukuki mekanizma oluşturulmuştur.

Bununla birlikte, düzenlemenin bütün yatırım fonlarını veya borsada zarar eden tüm yatırımcıları kapsadığı düşünülmemelidir. Yatırımcının zararının hangi işlemden kaynaklandığı, hangi fon veya finansal araç üzerinden yatırım yaptığı ve ilgili fonun kanun kapsamında bulunup bulunmadığı, hukuki sürecin belirlenmesinde temel öneme sahiptir.

7596 Sayılı Kanun Nedir ve Hangi Yatırımcıları Kapsar?

7596 sayılı Kanun, 22 Ekim 2026 tarihinde kabul edilmiş ve 27 Ekim 2026 tarihli, 33413 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 128. maddesi uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yayımlandığı tarihte tasfiyesi henüz tamamlanmamış yatırım fonlarını kapsamaktadır. Kanun, 17 Eylül 2026 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir.

Düzenlemenin amacı yalnızca mevcut fon varlıklarının tasfiye edilmesi değildir. Fon malvarlığından hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması, fonun uğradığı kayıpların sorumlulardan tahsil edilmesi ve elde edilen tutarların hak sahibi fon yatırımcılarına aktarılması da hedeflenmektedir.

Kanunun 1. maddesi, kapsamı açıkça sınırlandırmıştır. Belirtilen tarihte SPK tarafından tasfiyesine karar verilen ve tasfiyesi tamamlanmamış fonlar dışında kalan diğer yatırım fonları bakımından genel veya sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi oluşturulmamıştır.

Bu nedenle, yalnızca yatırım fonunda zarar etmiş olmak, kanun kapsamında ödeme alma hakkı doğurmaz. Öncelikle yatırım yapılan fonun kanun kapsamına girip girmediği ve yatırımcının ilgili fonun katılma payı sahibi olarak kabul edilip edilmediği belirlenmelidir.

Fon Yatırımcılarına 1.000.000 TL’ye Kadar Ödeme Yapılabilecek mi?

Kanunun kamuoyunda en fazla dikkat çeken yönlerinden biri, belirli yatırımcılara ara ödeme yapılabilmesine ilişkin hükümdür. Ancak bu düzenleme, devletin bütün yatırım zararlarını karşılayacağı veya her yatırımcıya kendiliğinden 1.000.000 TL ödeneceği anlamına gelmemektedir.

Kanunun 4. maddesi uyarınca, dağıtılabilir nakdin tasfiye kararından önceki gün sonu fiyatları üzerinden hesaplanan toplam tutarı karşılamaması hâlinde, yatırımcıların net yatırım tutarları belirli bir hesaplama yöntemiyle tespit edilmektedir.

Net yatırım tutarı hesaplanırken yatırımcının fona yaptığı nakit girişler ve fondan gerçekleştirdiği nakit çıkışlar dikkate alınır. Bu tutarlar, tasfiye tarihine kadar TÜFE ve Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalaması kullanılarak güncellenir. Hesaplama, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından gerçekleştirilir.

Bu yöntemle amaçlanan, yatırımcının fona aktardığı ve fondan çektiği paraları dikkate alarak güncellenmiş net yatırım tutarını ortaya koymaktır. Bununla birlikte, hesaplanan tutarın yatırımcının geçmişteki bütün kazanç beklentilerini veya borsadaki her türlü zararını karşılayacağı sonucuna varılamaz.

Kanunda öngörülen ara ödeme mekanizması ise SPK tarafından belirlenen fonlar bakımından uygulanabilir. Buna göre:

  • Net yatırım tutarı 1.000.000 TL’nin altında olan yatırımcılara, hesaplanan net yatırım tutarını aşmamak üzere bu tutarda ara ödeme yapılabilir.

  • Net yatırım tutarı 1.000.000 TL ve üzerinde olan yatırımcılara en fazla 1.000.000 TL ara ödeme yapılabilir.

  • Para piyasası fonları dışındaki fonlarda ara ödeme, ilgili yatırımcının hesabındaki payların önceki gün sonu değerini aşamaz.

Bu ödemelerin yapılması fonun türüne, SPK’nın belirleyeceği esaslara ve kanundaki diğer koşullara bağlıdır. Dolayısıyla 1.000.000 TL sınırı, her yatırımcıya koşulsuz ödeme garantisi değil, belirli şartlarla uygulanabilecek ara ödemenin üst sınırıdır.

Fonun dağıtılabilir nakdinin ödemeleri karşılamaya yetmemesi durumunda SPK, ödemelerin net yatırım tutarı en düşük yatırımcıdan başlanarak yapılmasına ve/veya yatırımcılara uygulanacak asgari ara ödeme tutarının belirlenmesine karar verebilir.

Ayrıca, ara ödeme kapsamında ödeme yapılması, yatırımcının fon paylarını bu ödeme karşılığında fona iade etmesi anlamına gelmez. Nihai tasfiye aşamasında yapılacak hesaplamalarda daha önce ödenen tutarların dikkate alınması gerekir.

Fon Pay Sahipliği Nasıl Belirlenecek?

Kanundan yararlanabilecek kişilerin tespiti bakımından MKK kayıtları ve tasfiye işlemlerini yürütmekle görevlendirilen kuruluşların kayıtları önem taşımaktadır. Fon pay sahipliği, bu kayıtların karşılaştırılması ve mutabakatı sonucunda belirlenecektir.

Bununla birlikte kanun, belirli bir durumdaki yatırımcıları da açıkça koruma kapsamına almıştır. 17 Eylül 2026 tarihinde veya öncesinde Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu’na (TEFAS) iletilmiş olmasına rağmen fonun temerrüde düşmesi veya fiyatın açıklanmaması nedeniyle gerçekleşmeyen talimatlar sonucunda payları bloke edilen kişiler de ilgili hüküm kapsamında fon pay sahibi sayılabilecektir.

Bu nedenle, yatırımcının yalnızca güncel portföy ekranına bakması yeterli olmayabilir. Geçmiş fon alım ve satım talimatları, hesap ekstreleri, MKK kayıtları, bloke edilen paylar ve işlem tarihleri birlikte değerlendirilmelidir.

Fon Malvarlığından Çıkarılan Değerler ve Sorumluların Takibi

7596 sayılı Kanun’un önemli yeniliklerinden biri, fon malvarlığından hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması ve meydana gelen zararın sorumlulardan tahsil edilmesine ilişkin hükümleridir.

Kanunun 5. maddesine göre, fon malvarlığından mevzuata aykırı biçimde çıkarılan değerlerin yanı sıra, şeklen hukuka uygun görünse bile fonun menfaatine gerçek bir ekonomik amacı bulunmadan ilişkili taraflar, hâkim ortaklar, yöneticiler veya üçüncü kişiler lehine aktarılan değerler de hukuka aykırı çıkarılmış sayılabilir.

Bu düzenleme, yalnızca açıkça mevzuata aykırı işlemlerin değil, görünüşte hukuka uygun olmasına rağmen fonun zararına gerçekleştirilen ve ekonomik gerekçesi bulunmayan işlemlerin de incelenebilmesine imkân tanımaktadır.

Fonun uğradığı zarardan öncelikle portföy yönetim şirketi sorumludur. Zararın bu şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması hâlinde, SPK tarafından belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bunlarla birlikte hareket eden kişiler şahsen sorumlu tutulabilir. Kişilerin görevlerinden ayrılmış olması, kanunda belirtilen koşullar altında sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Kurulun bildirimi üzerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil ve takip işlemlerini başlatabilir. Ayrıca kanunda öngörülen kapsamda 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun bazı hükümlerinden yararlanılabilir. Bu kapsamda açılacak davalarda İstanbul idare mahkemeleri yetkili kılınmıştır.

Böylece yatırımcıların zararlarının giderilmesi bakımından yalnızca fonun mevcut varlıklarının tasfiyesi değil, zarara neden olduğu tespit edilen kişi ve kuruluşlardan tahsilat yapılması da hukuki mekanizmanın bir parçası hâline gelmiştir.

Ceza Soruşturmaları, El Koyma ve Geri Kazanım Hesabı

Kanunun 6. maddesi, fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen ceza soruşturmalarında malvarlığı değerlerinin korunması ve yatırımcılara geri aktarılması bakımından önemli hükümler içermektedir.

Bu kapsamda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi uyarınca el koyma kararı verilebilir. El konulan malvarlığı değerleri arasında fona doğrudan iadesi hukuken mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları bulunuyorsa, bunların ilgili fona veya geri kazanım hesabına iadesine karar verilebilir.

Fona devredilmesi mümkün olmayan malvarlığı bakımından TMSF kayyım olarak atanabilir. Kayyım atanması durumunda TMSF, kanunda tanınan yetkileri kullanarak ilgili malvarlığını yönetebilir, satabilir veya tasfiye edebilir.

Yargılama sonunda müsaderesine karar verilen ve mahkemece fon malvarlığından çıktığı ya da fon zararının karşılığı olduğu belirlenen değerler, Hazineye gelir kaydedilmeden ilgili fona veya tasfiyenin tamamlanmış olması hâlinde geri kazanım hesabına aktarılabilir.

Geri kazanım hesabı, TMSF nezdinde her fon için ayrı olarak tutulur. Bu hesaplardaki tutarlar TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı izlenir ve yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ile fon pay sahiplerine ödeme yapılması amacıyla kullanılabilir. Kanun, bu varlıkların başka amaçlarla kullanılmasını, teminat gösterilmesini ve kamu alacakları için dahi haczedilmesini engellemektedir. Bu tutarlar üzerinde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz de uygulanamaz.

Geri kazanılan tutarlar, zorunlu masraflar düşüldükten sonra kanunda belirtilen usule göre tasfiye ile görevli kuruluşa veya tasfiye tamamlanmışsa Yatırımcı Tazmin Merkezi’ne (YTM) aktarılabilir. Ödemeler, kanunda öngörülen esaslar çerçevesinde fon katılma payı sahipliği oranları dikkate alınarak gerçekleştirilir.

Her Yatırım Kaybı Bu Kanun Kapsamında Değerlendirilebilir mi?

Yatırımcıların dikkat etmesi gereken en önemli nokta, yatırım fonu katılma paylarından kaynaklanan kayıplar ile doğrudan hisse senedi yatırımlarından kaynaklanan zararların birbirinden farklı olmasıdır.

Örneğin, bir yatırımcının Borsa İstanbul’da işlem gören bir şirketin hisselerini satın alması ve daha sonra bu hisselerin piyasa fiyatlarının düşmesi nedeniyle zarar etmesi, tek başına 7596 sayılı Kanun kapsamında ödeme alma hakkı doğurmaz. Kanun, borsada meydana gelen olağan fiyat düşüşlerini veya tüm yatırımcıların piyasa zararlarını karşılamak üzere çıkarılmamıştır.

Buna karşılık, yatırımcının doğrudan hisse senedi alım satımı sırasında yetkisiz işlem yapılması, verilen talimatlara aykırı hareket edilmesi, işlem sisteminden kaynaklanan bir hata veya hukuka aykırı bir müdahale bulunması gibi farklı olgular varsa bunların ayrıca incelenmesi gerekir. Somut olayın özelliklerine göre farklı hukuki başvuru yolları gündeme gelebilir.

Benzer biçimde, kanun kapsamı dışındaki bir yatırım fonunda zarar edilmiş olması da tek başına bu özel tasfiye mekanizmasından yararlanılmasını sağlamaz. Böyle bir durumda yatırım sözleşmeleri, fon belgeleri, portföy yönetimi işlemleri ve zararın ortaya çıkış biçimi ayrı olarak değerlendirilmelidir.

Ayrıca kanunun 3. maddesi uyarınca, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 104. maddesinde düzenlenen piyasa bozucu eylemleri, 106. maddesinde düzenlenen bilgi suistimalini veya 107. maddesinde düzenlenen piyasa dolandırıcılığını işlediği ya da bu fiillerle birlikte hareket ettiği SPK tarafından tespit edilen kişilere, kanunda belirtilen tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmayacaktır.

Bu hüküm, hak sahipliğinin belirlenmesinde yalnızca yatırım miktarının değil, kanunda belirtilen hukuki durumların da dikkate alınacağını göstermektedir.

Yatırımcılar Hukuki Süreçte Nasıl İlerlemeli?

Yatırım fonlarında kayıp yaşayan kişilerin öncelikle yatırımlarının niteliğini ve kaybın kaynağını doğru belirlemesi gerekir. Hukuki sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için aşağıdaki adımlar önemlidir:

  1. Yatırım aracının belirlenmesi: Yatırımın bir fon katılma payı mı, doğrudan hisse senedi mi, yoksa başka bir finansal araç mı olduğu tespit edilmelidir.

  2. Fonun kanun kapsamına girip girmediğinin kontrolü: İlgili fonun SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli tasfiye kararları kapsamında bulunup bulunmadığı ve tasfiyesinin kanunun yayımlandığı tarihte tamamlanıp tamamlanmadığı araştırılmalıdır.

  3. Kayıt ve belgelerin toplanması: MKK kayıtları, banka hesap hareketleri, yatırım hesabı ekstreleri, fon alım satım talimatları ve varsa gerçekleşmeyen işlemlere ilişkin kayıtlar temin edilmelidir.

  4. Net yatırım tutarının incelenmesi: Fona yapılan nakit giriş ve çıkışlar belirlenmeli; kanunda öngörülen TÜFE ve Yİ-ÜFE ortalamasına dayalı hesaplama ile ara ödeme koşulları değerlendirilmelidir.

  5. Hukuki sorumluluğun araştırılması: Zararın fonun tasfiye sürecinden mi, hukuka aykırı malvarlığı aktarımından mı, yoksa farklı bir yatırım işleminden mi kaynaklandığı belirlenmelidir. Gerektiğinde idari, hukuki ve cezai başvuru yolları ayrı ayrı ele alınmalıdır.

Bu aşamalarda kanunun uygulanmasına ilişkin SPK kararları ve ilgili kurumların duyuruları da takip edilmelidir. Özellikle ödeme yapılacak fonların belirlenmesi, başvuru veya kayıt işlemlerinin gerekip gerekmediği ve hesaplama yöntemlerinin uygulanması bakımından güncel idari düzenlemeler önem taşıyacaktır.

Sonuç

7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, belirli yatırım fonlarının tasfiyesi ve fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerlerin geri kazanılması bakımından önemli bir hukuki çerçeve oluşturmuştur. Yatırımcıların net yatırım tutarlarının hesaplanması, belirli şartlarla 1.000.000 TL’ye kadar ara ödeme yapılabilmesi, sorumluların malvarlıklarından tahsilat gerçekleştirilmesi ve geri kazanılan tutarların yatırımcılara aktarılması bu çerçevenin temel unsurlarıdır.

Bununla birlikte, kanunun yürürlüğe girmesi bütün yatırımcıların zararlarının devlet tarafından karşılanacağı anlamına gelmemektedir. Düzenleme yalnızca kanunda belirtilen fonları ve koşulları kapsamaktadır. Doğrudan hisse senedi yatırımlarından kaynaklanan olağan piyasa zararları ise bu özel mekanizmanın dışında kalmaktadır.

Bu nedenle, yatırım kaybı yaşayan kişilerin yalnızca zarar miktarına odaklanmak yerine yatırım aracını, işlem kayıtlarını, fonun hukuki durumunu ve zararın meydana geliş nedenini birlikte değerlendirmesi gerekir. Her somut olayın kendi koşulları çerçevesinde incelenmesi, doğru hukuki yolun belirlenmesi ve mevcut hakların korunması bakımından önem taşımaktadır.

Av. Mustafa Fahri Kuvan

Yorumlar


bottom of page